Home

Below article, in Turkish, was written for a Turkish weekly news magazine back in the late 90’s. It is a short reportage I did on the online dating phenomena, which had sprung up at the time, with several Turkish online matchmaking sites becoming available that catered to the need of several different segments of society from ultra conservative to the liberal. The article focuses on the internet personas, social masks, and misrepresentation mostly. I will post the full original version in Turkish here for now. For English speaking readers, I suggest try an online translator, but should time permit, I will come back and do a full translation. Should you wish one earlier, just drop me a note in the comments section!

Bu kadar mı yalnızız?

Ev, iş, ev, hazır yemek, iş. İnternet, ev, internet, iş, internet, ev, hazır yemek, internet. İçine kapanık bir toplum haline geliyoruz git gide. Her ne kadar aksini savunsak da kendimize güvenimiz, başkalarına güvenimiz giderek azalıyor. Yüzyüze iki laf edemez olduk. Monitörlerin soğuk ışıklı ekranlarını kendimize kalkan yapıp dünyaya açılıyoruz -halihazırda bize açık olan dünyayı kendimize kapatma pahasına. Kendimizi avutuyoruz aslında. Giderek daha fazla kafamızda, hayal dünyamızda yaşıyoruz. İstersek kelebeklerle konuşan tatlı bir deli, istersek beyaz atlı prens, bir büyücü, dünyanın en güzel kadını, en çapkın erkeği oluyoruz. Hayal gücü sınırsızken kim bizi tutabilir ki? Günlük hayatta aldığımız darbelerin ruhumuzda açtığı yaraları sanal dünyada sarıyoruz. Ego tatmini ile birlikte kendine güven, cengaverlik sarıveriyor tekdüze hayatımıza hapsolmuş ürkek benliğimizi. Bir gecelik kahraman, bir gecelik sevgili oluyoruz. Hem de kendi evimizin, isyerimizin konforu içerisinde. Patronumuz toplantıda projenin son detaylarını verirken biz sanal kız arkadaş(lar)ımızla sohbete dalmış, sanal erkek arkadaş(lar)ımıza kur yapıyoruz. 5 ayrı kıtadan 5 ayrı kisiyle aynı anda sohbet edip çalışır görünümü verebiliyoruz. Ama en önemlisi yalnız dünyamıza bir eş arayışına çıkabiliyoruz, sandalyemizden bile kalkmadan.

Sanal dünyanın en son furyası çöpçatanlık siteleri ve her boy, renk, ve cinste geliyorlar. Radikal bir müslüman mısınız? O zaman sizi Nasib ve türevlerine alalım. Fazla vakit kaybetmek, kimliğinizi açığa vurmak istemiyor musunuz gazetelerin arkadaş arıyorum sayfalarında? O zaman Yonja ve diğerleri size çok uygun. Sadece bir gecelik bir ilişki mi aradığınız? O zaman sexpartner.com’a buyrun. Fotoğrafınızı Photoshop’ta biraz rötüşlayıp biraz ucunu bucağını kestiğinizde kimse anlamaz saçınızın dökülmeye başladığını. Profilinize de istediğiniz meziyetleri yazabilirsiniz: Eski hayatınızda gümüş zırhlı bir şövalye miydiniz? Kim tutar sizi, ekleyin özgeçmişinize, hepimiz beyaz atlı prens, güzel prenses hikayeleriyle büyümedik mi nasıl olsa? Sıkıldınız mı kendinize yarattığınız “imaj”dan? Sanal gerçeklikte yapmanız gereken tek şey profilinizi silmek, ve onunla birlikte hatalarınızı, içine düştüğünüz komik durumları da silebilirsiniz. Tertemiz bir sayfayla başlarsınız yeniden. Gerçek hayatta yapılması neredeyse imkansız bir şeydir bu. Ama sanal hayatın hayaletlerinden kurtulmak telefonu fişten çekmek kadar kolaydır. Puf yok oluverirler. Ya da sadece kendinizi yalnız mı hissediyorsunuz? O zaman yığılmış çamaşır kümelerine, artık yemeklerin küflendiği tabaklara sırtınızı dönüp, sabahlara kadar chat yapın msn’de. Hatta bir değil birden fazla taliple. Sonra geriye sadece elemesi kalır. Onu nasıl mı yapacaksınız? Çok kolay. Her biriyle birer buluşma ayarlamanız yeterli. Sanal rüyadan uyanmanın en kesin ve net yolu onu gerçeklikle buluşturmaktır. Sanal dünyada anlaşan çiftler gerçek dünyada bir bocalama yaşar. Aradaki kalkan kalkmıştır ve her söz, her hareket, her bakış ufak bir mesaj haline geliverir. Çıplak hissedersiniz birdenbire ve o kadar uzun zamandır giyiniksinizdir ki ilk defa belki de çıplaklık sizi bu kadar rahatsız eder.

Peki bu kadar “disfonksiyonellik” içinde hiç işe yarayan birşey yok mu? Biz de tam bu sorunun cevabını bulabilmek için giriverdik bu sitelerden bir çoğuna. Profil açtık, beklemeye başladık. Gelen sıradan soruya (genelde sesli harfleri çıkartılmış bir “n’aber” (nbr) ya da kısa ve öz bir “nasıl gidiyor”a) zeki ve orijinal bir cevap verdik, ki bu bizi diğer adaylar arasında eleyip üst sıralara çıkardı, ve akabinde msn’e davet ettirdi. Genelde ilk sorular fiziksel özelliklerimizle ilgiliydi, boy, pos, endam. Söz düellosu yeteri kadar karşı tarafın merakını uyandırınca da davetiye çıkarıldı buluşmak için.

Ufak sosyolojik deneyimizi sonuna kadar götürmeye kararlı olduğumuzdan gittik buluşmalarımızdan birine. Niyetimizin kısa bir röportaj yapmak olduğunu buluşmanın ilk dakikasında açıklayınca da (ki biz aslında başından beri gazeteci olduğumuzu saklamayı seçmemiştik, sadece karşı taraf bize hiç sormamıştı) arkasına bakmadan kaçtı adayımız. Bu sitelere neden girdikleri konusunda konuşmak sanki bir zayıflığı ifade etmek olarak algılanıyordu demek hala toplum tarafından, ki birden bire bunun hakkında konuşmak tabu olmuştu. İnternetteki rahat, medeni, vurdum-duymaz insanın yerini inanılmaz derecede konservatif, kendine güveni olmayan, korkak bir türevi alıvermişti yüzyüze gelip de maskelerimizi çıkarıp kahve masasının üzerine iliştirince. Zaten bu yönteme bizi mecbur bırakan tam da buydu. Önceleri daha internet üzerinden haberleşme aşamasında durumu kendilerine anlatmaya çalıştığımız kişiler, lafın sonunu duymadan bizimle iletişimi tamamen kesmişlerdi.

İlk buluşmada yanımda gözlemci olarak gelen ve sanal dünyada 10 yıla yakın bir süredir dolaşan arkadaşıma döndüm, “Ne oldu şimdi?” dedim. “Ne bekliyordun ki?” dedi, “bizim insanımız yalnızlıklarını konuşamıyor bir türlü. Onlar için bu bir yetersizlik, çaresizlik, zayıflık. Yabancılarla konustuğun zaman iş daha kolay. En başından belirtmişler, profillerinde dahi yalnızım ve kendime bir eş arıyorum demişler. Bizde en uzun zamandır bunu yapanlar bile hala “yok, ben internette kimseyi aramıyorum sadece takılıyorum, vakit geçiriyorum,” der. Kendisine bile itiraf etmeye çekinir arayışını. Çünkü imajını zedeleyeceğine inanır.”

Peki biz, toplum olarak ne zaman başladık bu sitelere sarmaya? Bekar olan bir çok arkadaşımızın ortak şikayeti değil miydi “kimseyle karşılaşamamak”? Ama internet hepimizin hayatındaydı. Uyanık saatlerimizin en uzun dilimlerini onun uçsuz bucaksız sayfalarını tıklayarak geçirmiyor muyduk? Varsın o zaman hayat arkadaşımızı da o bulsundu bize, biz de diğer işlerimizle uğraşsaydık. Tek yapmamız gereken kendimizi tanımlamak sonra da bu tanımı boşluğa atmakdı. Farkına varmadan hepimiz birer ıssız ada haline gelmistik, ve kendi yalnızlığımızda denize içinde mesaj olan şişeler bırakıyorduk aslında. Zavallı bir yakarıştı bizimkisi, yalnız olduğumuzu ifade etmenin bir yolu, koca evrene atılmış minicik bir çığlık.

Herşey iyi güzel de, bu çığlık ne kadar samimiydi? Arayışımızda ne kadar dürüsttük? İlişkilerin tek geceliğe indirildiği, sevginin şefkatin çabucak tüketildiği bir topluma dönüşmüyor muyduk giderek? Adı üzerinde sanal olan bir gerçeklik bizi ne kadar hayata bağlayabilirdi? Sanal dünyadan çıkacak bir eş ne kadar gerçek olurdu? Kısa dönem sonuçlarını duyacak olsanız, şaşırırsınız. Misal, bunu yapacak en son kişi olduğunu sandığınız en yakın arkadaşınızın evlilik adımını attığı eşiyle bir türlü nerde tanıştığını söylememesi, ve sonunda düğünde kulağınıza fısıldanan tanıdık bir kelime.

Ancak bilimsel olarak bir metodun işe yaradığını anlamak için ilk denemeden bu yana 10 senenin geçmiş olması gerektiği göz önüne alınırsa, bize bir eş bulma konusunda internetin geçerliliği henüz ispatlanmamış. Onunla ‘90ların başında tanıştık. Bu alemlerde hayat arkadaşı aramaya başlayalı ise taş çatlasa 5-6 sene geçti, geçmedi. Ancak gerek Türkiye gerekse dünyada artarak başvurulan bir metod olduğu su götürmez bir gerçek. Lakin bu alemler coğaldıkça çoğalıyor. Örneğin yabancı bir havayolunun dergisine verilmiş bir reklamdan yola çıkalım. Bu reklama göre Amerika’daki bir çöpçatanlık merkezine başvurduğunuzda, anında hayat arkadaşınız potansiyelinde en azından bir kişi ile tanışma imkanını elde edebiliyorsunuz. Reklama göre şirkete başvurularını evlilikle sonuçlandıranların oranı yüzde 95. Ve işin ilginç yanı başvurularınızı internet üzerinden yapabiliyor olmanız.

Bu reklamı gördükten hemen sonra Boston’da yaşayan bekar bir arkadaşıma telefon açıyorum, “sen hiç böyle birşey duydun mu?” diyorum. “Evet, bu en son çılgınlık,” diyor. Kendisi bu şirketi duymamış ama, “bunun gibi yüzlerce var internette,” diyor. “Ben bile bunlardan bir tanesine başvurdum.” Benim bildiğim, tanıdığım, kendine güvenen sosyal yanları kuvvetli arkadaşım, eş bulabilmek için bir internet sitesine başvuruyor ha? “Ne oldu başvurduğunda peki?” diye sorduğumda ise cevap basit: “benim ruh eşimi bulamıyorlarmış,” diyor. Gülüyoruz.

İnternette, bir şirket aracılığıyla, ya da televizyonda. Herkes programlanmış olarak kendisine bir eş arıyor. Bulamadığı zaman yargılanmaktan korktuğu için olsa gerek hayatında birisine ihtiyaç duymasa da bir sosyal şartlandırma gereğidir, sürüyor arayışı. “Ben bekar, bekar olmaktan mutlu, ayakları yere basan, başarılı bir bireyiyim bu toplumun, çocuk istersem evlat edinirim,” demek yetmiyor. Ne kadar gelişsek, ne kadar modernleşsek de bu çarkın içinde yanımızda duracak bir eş bizi yerine göre daha “inanılır” kılıyor. Daha doğrusu biz buna ikna ediliyoruz. Televizyondaki hemen her dizinin ilişkiler, sevgi, aşk, ihtiras üzerine kurulmuş olması bunun en bariz örneklerinden birisi. Eskiden kayınvalidelerin hamamda beğendiği gelinleri şimdi 75 milyonun önünde görücüye çıkıyor. Eleme şartlarımız giderek yüzeyselleşiyor. Bir insanı tanımak için ona 3 kelime şans veriyoruz, sonra da yargılayıp anında infaz ediyoruz. Hataya mahal olmadan. Düşünmeyi, mantıklı değerlendirmeyi unuttuk, kimin koyduğunu çoktan unutulmuş kurallar çerçevesinde sadece tüketiyoruz. Ama bu sefer tükettiğimiz bu hayatta insanoğluna bahşedilen en önemli şey: Sevgiyi tüketiyoruz.

Sizi bu sitelerin birisinde geçen bir postayla, karanlığa atılmış bir çığlıkla başbaşa bırakalım:
insanlar, aşklar, sevgililer. hızlı bir yaşam içinde, anlaşılmadan, anlaşılamadan, anlaşılmaya çalışılmadan yok olup gidiyor…
Cep telefonu değiştirme hızında değiştiriyor insanlar sevdiklerini
Kontürlü aşklar yaşanıyor hep,
Sevilen melodiler eşliğinde,
Hafızasındaki fotoğraf sayısı ile sınırlı dostluklar.
İşte böyle bir dünyanın
Kullanılmayan telgraf direğiyim.

Not: Bu yazının hazırlanma sürecinde toplam 140 saat internette kalınmış yazıda bahsi geçen siteler de dahil olmak üzere Türkiye’ye servis veren çöpçatanlık sitelerinin hemen hepsine girilmiştir. Yazar, sohbetleriyle yazısına isteyerek ya da istemeden katkıda bulunan herkese teşekkür etmek ister.

(Güncel not: Bu yazı 90’ların sonunda, artık yayında olmayan haftalık bir haber dergisi için hazırlanmıştır.)

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s